Avrupa’da Final Rüyası…

“Los Galacticos (Uzay Takımı)”, “Golmatik”, “Bombacı Aslanlar”, “Sami Yen’de Gol Yağacak” gazetelerden sadece birkaç tane başlık… Galatasaray 8 resmi maçta 29 gol atmış, gol rekorları kıracakmış. Türkiye’nin çok üstünde kadrosu varmış. Avrupa Ligi’nde final oynayacakmış. Ha-ha-ha. Gülüyorum. Özellikle de Avrupa Ligi finali rüyasına… Bu sezon GS’ye gelene kadar, Süper Lig futbol kariyeri boyunca sadece 6 (yazıyla altı) Avrupa kupası maçı oynamış bir Gökhan Zan ile mi? Son iki senede GS ile sadece 4 (yazıyla 4) Avrupa maçı oynamış Emre Güngör ile mi yoksa ilk Avrupa maçını bu sezon GS’de oynayan Mustafa Sarp ile mi? Sabri? Ya da son 5 sezonda sadece 6 Avrupa maçı oynamış, bonservis bedelsiz alınan kaleci Leo Franco ile mi? Tamam, “isim” olarak güçlü hücum hattı var sarı-kırmızılıların ama özellikle savunmasının güçlü rakipler karşısındaki performansını görmeden bu kadar iddialı nasıl olabiliyorlar anlamak güç. Hücum oyuncularının savunmaya ne kadar yardım edecekleri de meçhul. Galatasaray, bütün kulvarlarda başarılı olabilir, olamaz demiyorum ama bu kadar abartmak için henüz çok erken.

Ah, evet, ben “iyi” bir Fenerbahçeliyim :) Fenerbahçe’nin de başlangıcı Galatasaray’a benziyor ancak daha “dengeli” bir takım görüntüsü var. Daha “oturmuş” bir takım, ayrıca da daha tecrübeli oyunculara sahip. Yine de, Fenerbahçe için de iddialı konuşmak için erken…

En “İyi” Sonuçlar Google’dan Mı?

del.icio.us‘u belki biliyorsunuzdur, “social bookmarking web service”, yani beğendiğiniz, işinize yarayacağını düşündüğünüz web içeriklerinizi sakladığınız, etiketlediğiniz ve arkadaşlarınızla paylaştığınız bir web hizmeti. Sizin kaydettiğiniz bir sayfayı sizden başka kaç kişi kaydetmiş, kimler kaydetmiş, kaydedenler benzer konularda başka hangi içerikleri kaydetmiş görebiliyorsunuz. Bu özelliğiyle de, araştırdığınız konularda, özellikle aradığınız konu “niş” sayılabilecek bir konuysa daha “rafine”, daha “başarılı” sonuçlara erişebiliyorsunuz. Örneğin Google’da arama yaptığınızda genelde en fazla 8-10 sayfa incelersiniz ve karşınıza çıkan sayfaların önemli bir bölümü aradığınızla pek ilgisi olmayan sayfalar olur. Halbuki del.icio.us’ta, ilgilendiğiniz konuyla ilgilenen diğer insanların daha önce yapmış oldukları aramalar sonucunda buldukları içeriği aradığınız için çok daha iyi sonuçlarla karşılaşabilirsiniz, Google’da bulamadıklarınızı bile bulabilirsiniz. Bu arama yöntemini tavsiye ederim, benim çok işime yarıyor.

Arada kaynayan kredi kartı yıllık ücretleri…

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, kart borçlarına ve kredi kullanımına ilişkin düzenlemeleri dün bir basın toplantısıyla açıkladı. Zor durumdaki vatandaş biraz olsun nefes alır inşallah da, benim dikkatimi kart ücretleri ile ilgili düzenleme çekti. 3.500 TL’lik limite kadar olan kartlardan en fazla 35 TL, daha yüksek limiti olan kartlardan da en fazla %1 olacak şekilde yıllık kart ücreti alabilecek artık bankalar. E peki ne oldu, daha geçen ay Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün, Tüketici Kanunu Tasarısı Taslağında, kartların en az 3 yıl süreyle geçerli olması ve dolayısıyla kart ücretlerinin her yıl değil, 3 yılda bir ödenmesi ve bu ücretlerin üst limitinin bankalar yerine Merkez Bankası tarafından belirlenmesi şekilde bir düzenlemeye gittiklerini söylememiş miydi? Bankalar istediklerini almışlar kısacası.

BlackBerry Uygulamaları Geliştirmek İçin Kitap Tavsiyesi

Professional BlackBerryYazılımla ilgili ilk yazım bir kitap tavsiyesi olacak. Bir süredir BlackBerry için, daha doğrusu tüm bu PDA – smartphone’lar için yazılım geliştirmeyle ilgileniyorum. BlackBerry uygulamaları geliştirme konusunda bırakın Türkçe’yi, Research in Motion’ın sitesinin geliştiriciler bölümü ve birkaç blog’dan başka doğru dürüst İngilizce kaynak bile yok. Professional BlackBerry, 2005 yılında yayınlanmış olmasına rağmen konusunda tek sayılabilecek bir kitap. 9.-14. chapter’lar arasında uygulama geliştirme konusuna ayrılmış ve oldukça da faydalı, geliştiricilere tavsiye ederim. Buraya tıklayarak Amazon.com’da kitap hakkında bilgi alabilir ve satın alabilirsiniz.

Her Ay İnce İnce Tırtıklanan Hesabım

6 aylık hesap işletim ücreti 29,00 TL. Her ay kredili hesap için alınan 3,50 TL. Her bir EFT için alınan 2,50 TL. Belki önemli miktarlar değil ama bankalararası rekabetin gitgide arttığı bir zamanda (ya da artmıyor da ben arttığını sanıyorum) yonca yapraklı bankamızın bu uygulaması artık iyice can sıkmaya başladı. İşlem yaptığım başka bir bankada (aslanlı banka) herhangi bir hesap işletim ücreti ya da EFT ücreti -en azından şimdilik- alınmıyor. Böyle giderse yonca yapraklı bankamız bir müşterisini kaybedecek. Gerçi bankaların karlarını sürekli arttırdığı bu zamanlarda umurlarında bile olmam ya neyse. En azından kendimi enayi yerine koydurmamış olurum.

Tall Armenian Tale

“Tall Armenian Tale”, Türkçesiyle “Ermeni’nin Büyük Hikayesi (Yalanı)” yıllar önce karşılaştığım bir site (http://www.tallarmeniantale.com). Kanada’da yaşayan bir Türk’ün hazırladığını sandığım bu sitede, 1915′te yaşanılanların Batı dünyasında nasıl tek taraflı olarak yer bulduğu ve yaşanan trajedilerin asla soykırım olarak nitelendirilemeyeceği, kanıtlarla (çoğunlukla Batılı kaynaklardan) gözler önüne seriliyor. Obama’nın 1915 olaylarına ilişkin açıklamasının içeriğinin gündem oluşturduğu bugünlerde, İngilizce bilen ve herhangi bir ortamda yabancılara karşı ülkesini ve geçmişini savunmak isteyenlerin yararlanabileceği bir kaynak. Hazırlayan(lar)ı tebrik ederim. Keşke Internet dünyasında böyle çok sayıda sitemiz olsa…

Az Bildiğimiz Tarihimiz ve Wikipedia

Akıncıları tasvir eden bir minyatür

Türk tarihine meraklı bir kişi olarak bazen internet’te konuyla ilgili araştırmalar yaparım. Yıllardır alıp keyifle okuduğum Türkçe kitapların yanısıra, Wikipedia başta olmak üzere İngilizce ve Almanca kaynaklar aracılığıyla da yabancıların tarihimizdeki önemli olayları nasıl yorumladıklarını görerek bakış açımı genişletmeye çalışırım. Şu zamana kadar gördüğüm en önemli şey ise kesinlikle muhteşem bir tarihe sahip bir millet oldugumuz ve maalesef kendi tarihimizden bile yeterince haberdar olmadığımız. Belki de geniş bir tarihe sahip olduğumuz için bazı olayları yeterince bilmiyoruz ya da hatırlamıyoruz.

Abdina Zaferi (Adbina veya Kırbova Zaferi olarak da geçiyor), eminim birçoğumuza pek birşey ifade etmeyecektir. Hırvatlara karşı 9 Eylül 1493′te Hırvatistan’ın güneyinde elde edilen bu zafer, bizim tarih kitaplarımızın bazılarında satır aralarında geçen bir muharebe olabilir, ancak Hırvatların tarihinde önemli bir yer tutuyor. Savaşta, Hadım Yakup Paşa komutasındaki 8.000 akıncı, kendilerinden sayıca üstün olan Hırvat ordusunu bozguna uğratır. Üstelik, bu savaşta akıncılar (hafif süvari), sipahiler (ağır süvari) ya da yeniçeriler (piyade) olmadan Hırvat ağır süvarilerine ve piyadelerine karşı savaşmak zorunda kalmışlar, buna rağmen kendilerini tuzağa düşürmek isteyen düşmanlarını düzlüklere çekerek üç taraftan çevirip perişan etmişlerdir. Hırvatlar’ın kaybının önemi; insan kaybından çok, liderleri Mirko Derencin de dahil olmak üzere çok sayıda asilin ölmesi ya da tutsak edilmiş olmasıdır. Sonuç Hırvatlar için tam bir felaket olmuştur, Hırvat şehirleri ve kasabaları birer birer düşmeye başlamış ve Osmanlılar topraklarını genişletebilmişlerdir.

Bu muharebe ile daha ayrıntılı bilgiye Wikipedia’da bu linkten ulaşabilirsiniz. Maalesef henüz bu sayfanın Türkçesi yok. Google’da aradığınızda da (Abdina Zaferi, Adbina Zaferi ve Kırbova Zaferi diye aratabilirsiniz), sadece birkaç yerde aynı bir-iki cümleyi görürsünüz. Adamların tarihinde önemli bir yer tutan bu bozgun, bizim için Wikipedia’da Türkçe sayfası olmayacak kadar önemsiz ya da yeterince bilinmiyor…

Yaşar Erdinç

8-9 aydan beri para piyasaları ve ekonomi ile yakından ilgileniyorum. Kendi çapımda borsada işlem yapıyorum ve döviz alıp-satıyorum. Para piyasalarına olan ilgim krizle beraber ister istemez artmaya başladı ve her geçen gün henüz hiçbirşey bilmediğimi ve kendimi çok geliştirmem gerektiğini öğrendim. Bu sırada Yrd.Doç.Dr. Yaşar Erdinç’in yazılarına rastlama şansını buldum. Kendisi şu anda benim gözümde para piyasalarını ve krizi en iyi yorumlayan ve anlatan uzman. Hem anlaşılır dilde yorum yapması hem de lafı yuvarlamadan öngörülerini paylaşması nedeniyle hergün acaba ne demiş diye sitesine bakarım, TV’de de takip etmeye çalışırım. Yaşar Erdinç’i, http://www.bilgeyatirimci.com sitesinde, Para Dergisi’nde ve SkyTurk’te takip edebilirsiniz.

Beykent Üniversitesi’ndeki öğrencilerinin çok şanslı olduğunu düşünüyorum, ben de kendisinden yüksek lisans dersleri dinlemeyi çok isterdim (İnşallah bir gün olur :) )

Şirketlerine Aşık Olan Çalışanlar ve Onlara Aşık Olmayan Şirketleri

“26 Eylül 2008′de şefim yanıma gelip: ‘Sizinle biraz konuşabilir miyiz?’ dedi”. Michael Savu anlatıyor Alman Stern dergisine, derginin 11. sayısının (2009) ”Kriz Nasıl Hepimizi Etkiledi?” başlıklı kapak konusunda: “29 yıldır Chrysler’de geliştirme mühendisi olarak çalışıyordum ve yerimin sağlam olduğunu düşünüyordum, şefim ‘İşten çıkartıldınız, evraklarınız burada, 5 dakika içinde dışarıdasınız.’ diyene kadar.”

Mart 2009′un sonunda Nortel’in İngiltere Newtownabbey’de işten çıkarttığı 87 kişi biraz daha şanslıymış; toplanmaları için 2 saat verilmiş (yazı burada)

Vodafone Türkiye ise yine Mart ayı başında 260 kişiyi, e-posta göndererek işten atmıştı. Hem de toplu kıyımdan 2 gün önceki basın toplantısında 500 kişiyi daha istihdam edeceğini belirtmiş olmasına rağmen. Habertürk’teki haber metninden bir bölüm: “Vodafone Türkiye merkez binasında toplu işten çıkarma kararı nedeniyle büyük panik yaşanıyor. Ambulanslar peş peşe binaya girerken, bir haftadır sinir harbi yaşanan binada gerilim zirveye tırmandı. İçeriden aldığımız bilgilere göre, çalışanlara Passiflora isimli sakinleştirici dağıtılmış, toplantı odalarının kullanılması yasaklanmış ve dışarıdan girişlere izin verilmiyormuş. Ayrıca flash bellek kullanılması da iki gündür yasaklanmış durumda.”

Bunlar krizin başından beri rastladığım haberlerden sadece birkaçı. “Dev” şirketler bir yandan krizi bahane ederek işçi çıkartırlarken, diğer yandan da üst yöneticilerine yüzbinlerce, belki milyonlarca dolar ikramiye vermeye devam ediyorlar. İşten çıkarılanların kariyerlerini daha ileriye götürebilecekleri ve daha iyi kazanabilecekleri işler bulmalarını diliyorum. Bununla beraber, bazı arkadaşlarda görülebilen: “Ben Türkiye’deki en iyi şirketlerin birinde çalışıyorum, uluslararası şirket, şöyle iyiyiz, böyle süperiz, kariyer imkanları şöyle iyi, sosyal olanakları böyle iyi, çok rahat ortam vs vs.” havaları da ister istemez insanın aklına geliveriyor… Nerede okumuştum hatırlamıyorum ama, gerçekten de çalışanlar şirketlerine aşık oluyorlar ama şirketler çalışanlarına aşık olmuyorlar…

Merhaba!

İlk yazıyı yazmak ne de zormuş! Sanırım en iyisi, fazla düşünmeden girişi böyle yapmak :)

Yukarıda görebileceğiniz gibi bu blogun konuları genelde girişimcilik, iş dünyası, kişisel gelişim, Internet, bilgi teknolojileri, yazılım, ekonomi, tarih, spor olacak (herşeyi de yazmışız birader, biz neymişiz :) ) Bu konuların hiçbirinde uzman olmamakla beraber, bu konular ilgi alanlarımı(zı) oluşturmakta ve haklarında hatırı sayılır bilgiye sahibiz. Biz diyorum, çünkü bu blogun kurucusu ve ben olmakla birlikte, fikirlerine değer verdiğim dostlarımın da katkısını bekliyorum. (MG, sözünde duracağından eminim, ilk katkıyı senden bekliyorum). Bu satırlarda, tecrübelerimizi, bilgilerimizi yorumlarımızı, ve gözlemlerimizi paylaşacağız ve sizlerden de gelmesini umduğumuz yorumlarla daha sağlıklı değerlendirmeler yapabileceğiz.

Hadi bakalım, hayırlı olsun diyelim…

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.